Otizm Tanısı İçin Yeni Bir Yol

0:12
İnsanlarla beraber olduğum zamanlarda hep onların hislerini, düşüncelerini, niyetlerini ve güdülerini yansıtan bir nevi ayaklı ‘sosyal etkileşim laboratuvarı’ olmak istemişimdir. Bir bilim insanı olarak, her zaman bu yansımayı ölçmek istedim; ötekini anlamaya dair olan bu anı, göz açıp kapayıncaya kadar gerçekleşen hissiyatı. İnsanların duygularını sezeriz. Onların eylemlerinin anlamlarını, eylemler henüz gerçekleşmeden bile biliriz. Biz, daima başka birinin öznelliğinin nesnesi olma durumundayız. Bunu her zaman yapıyoruz. Öylece devre dışı bırakıveremiyoruz. Bu öylesine önemli ki, kendimizi anlamak için, etraftaki dünyayı anlamak için kullandığımız araçlar dahi bu durumun etrafında şekilleniyor. Bizler özümüze dek sosyaliz. Benim otizme yolculuğum, aslen otizmli yetişkinler için açılmış bir yerleşim biriminde yaşarken başladı. Bu bireylerin bir çoğu yaşamlarının bir çoğunu hastanelerde geçirmişler. Bu, uzun zaman önce oluyor. Ve onlar için, otizm yıkıcıydı. Ciddi zihinsel engelleri vardı. Konuşmuyorlardı. Fakat dahası, etraflarındaki dünyadan, kendi çevrelerinden ve insanlardan inanılmaz derecede soyutlanmışlardı. Aslında, o zamanlarda, otistik bireyler için olan okullara gitseniz, çokça gürültü duyardınız; gürültü patırtı, hareketler, bir şeylerle uğraşan insanlar, ama her zaman kendi başlarına bir şeylerle uğraşıyorlardı. Tavandaki ışığa bakıyor olabilirler, ya da bir köşede soyutlanmış halde olabilirler, belki de o öz-uyarımsal, hiçbir yere vardırmayan sürekli hareketlerini tekrarlıyorlardır.

Son derece, son derece soyutlanmışlardı. Evet, şimdi biz biliyoruz ki, otizm bu bozulmadır, size bahsetmekte olduğum yansıtmadaki bozulmadır. Bunlar hayatta kalma becerileridir. Bunlar yüzbinlerce yıllık evrim sonucunda kalıtımsal olarak edindiğimiz hayatta kalma becerileridir. Görüyorsunuz, bebekler mutlak bir kırılganlıkla doğuyorlar. Onlara bakan biri olmadan hayatta kalamazlar; bu durumda bu tür hayatta kalma yöntemlerinin doğa tarafından onlara bahşedilmiş olması mantıklı geliyor. Okumaya devam et Otizm Tanısı İçin Yeni Bir Yol

Super Bilgisayardaki Beyin

0:15
Bizim amacimiz, insan beyninin ayrintili ve gercekci bir bilgisayar modelini yapmaktir. Ve gecen son dort yil icinde bu fikrin ispatini bir kemirgen beyninin kucuk bir bolumunde gerceklestirdik, ve bu gorusun ispati ile birlikte simdi projemizin olcegini insan beynini olusturmaya kadar buyutuyoruz.
0:36
Neden bunu yapiyoruz? Bunun uc sebebi var: Birincisi; eger topluma uyum saglamak istiyorsak insan beynini anlamak bizim icin temel bir zorunluluktur, ve bunun gelisim icin bir cozum yolu olduguna inaniyorum. Ikinci sebep; deneylerimizi sonsuza kadar hayvanlar uzerinde yapamayiz, tum verileri ve bilgimizi isleyen bir modelde toplamaliyiz. Nuh Peygamberin gemisi gibi. Ayni bir arsiv gibi. Ve ucuncu sebeb de; bu gezegende zihinsel bozukluklar yasayan iki milyar insan var, kullanilan ilaclar da cogunlukla deneysel. Inaniyorum ki bu hastaliklari tedavi etmek icin kesin cozumler uretebiliriz.

1:26
Hatta su asama da dahi beynin nasil calistigina dair belli basli sorulari arastirmak icin bu beyin modelini kullanabiliriz. Ve burada, TED’de, ilk kez bir teoriyi; ki bir cok teori var, beynin nasil calistigina dair bir teoriyi nasil ele aldigimizi sizlerle paylasmak istiyorum. Soyle ki; bu teoriye gore, beyin evrenin bir versiyonunu yaratir ve kurar. Ve evrenin bu uyarlamasini etrafimizi saran bir balon gibi tasarlar.
2:04
Elbette, bu konu yuzyillardir tartisilan felsefi bir konudur. Fakat, ilk kez bu konuyu beyin simulasyonu ile ele alabiliriz. ve bu teorinin dogru olup olmadigina dair sistematik ve ozenle hazirlanmis sorular sorabiliriz. Ufuktaki Ay’in kocaman olmasinin sebebi sadece bizim algi sinirimizin 380.000 kilometreye kadar yayilamamasindandir. O bizim algi sinirimizi asar. Ve biz de bu yuzden algi sinirimiz icinde kalan binalarla kiyaslariz, ve bir yargida bulunuruz. o kadar buyuk olmamasina ragmen, Ay’in kocaman olduguna karar veririz Okumaya devam et Super Bilgisayardaki Beyin

Depresyon, paylaştığımız sırrımız

“Depresyonun zıttı mutluluk değildir, fakat canlılıktır, ve tam da o anda benden sızıp giden, işte canlığımdı.” Aynı anda hem hoş hem de tahrip edici sözlerle bezeli olan konuşmasında yazar Andrew Solomon sizi depresyonla savaştığı yıllardaki zihninin karanlık köşelerine götürüyor. Bu onu diğer depresif kişilerle görüşmeler yapmak adına dünya üzerinde zihin açan bir seyahate çıkmasına yöneltmişti — böylelikle şaşırarak farkedecekti ki o konuştukça daha da kendi hikayesini anlatacak insanlar olacaktı.

0:14
Beynimde bir cenaze duyumsadım ve ötede beride yas tutanları, arşınlamaya devam ettim, devam ettim ta ki duyuncaya kadar onun kendini aşma hissi olduğunu. Ve hepsi çöküp oturduğunda, bir hizmet, sanki davul gibi, çalmaya devam etti, devam etti, ta ki ben hissedinceye kadar zihnimin hissizleştiğini. Ve sonra bir kutuyu kaldırdıklarını duydum ve gıcırdadığını ruhumun o aynı kurşun çizmelerle yine, sonra boşluk çınlamaya başladı, sanki gökler birer çanmış gibi ve varlık bir kulakmışçasına ve ben, ve sessizlik, bir garip yarış tarumar oldu, yalnızlık, burada. Tam da sonra, mantığın bir tahtası kırıldı, ve düştüm ve düştüm ve bir dünyaya çarptım her dalışımda ve bilmeyi bitirdim sonra.” Okumaya devam et Depresyon, paylaştığımız sırrımız